PKK’nın AB Karşıtı Eylemleri ve Terörle Mücadelede Eşgüdüm: Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü

1. Giriş

Medyada yer alan bilgilere ve bize gayri resmi kaynaklardan ulaşan bilgilere göre son günlerde Güneydoğuda güvenlik güçleri ile teröristler arasındaki çatışmalar giderek şiddetlenmektedir. Mayıs 6 Haziran tarihleri arasında meydana gelen olaylardan bazıları kronolojik olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir.

Şırnak’ta:

30 Mayıs’ta 2 er şehit oldu.

31 Mayıs günü 2 er ve 3 köy korucusu şehit oldu 5 Köy korucusu da yaralandı.

2 Haziran günü 1 asker şehit oldu.

Bingöl’de:

31 Mayıs’ta 2 asker yaralandı.

4 Haziran gunu 1 asker şehit oldu 8 asker yaralandı.

Diyarbakır’da:

22 Mayıs’ta 1 çavuş şehit oldu 1 er yaralandı.

29 Mayıs günü 1 başçavuş şehit oldu 3 korucu ve 1 er yaralandı.

Hakkari’de:

6 Haziran günü 1 er şehit oldu 3 er yaralandı.

Yine aynı gün Tunceli’de 2 asker yaralandı.

Her ne kadar Ankara’nın sisli havasından dolayı bu tırmanış ikinci plana düşmüş gibi görünse de, toplumun en alt tabakasından en üst katmanlarına kadar bilinen bir gerçektir ki; Türkiye’nin asıl gündemini terör sorunu oluşturmaktadır. Mayıs ayından bu yana: 20 den fazla şehit, 55 yaralı verdik.

Terörün PKK tarafından neden tırmandırıldığına ilişkin yerli ve yabancı uzmanların yaptığı analizler de şu ana noktada birleşmektedir: PKK AB sürecini baltalamak için terörü tırmandırmakta mıdır?

Bilindiği gibi AB süreci ile hız kazanan demokratikleşme sürecinde Kürtçe yayından, kendi dillerinde eğitime kadar bir dizi haklar elde eden Kürt yurttaşlarımız arasında AB sürecinin de etkisi ile yeni sivil oluşumların filizlenmeye başladığı görüldü. Bu, bölgede bu zamana kadar tek hakim / etkin Kürt örgütü olan PKK’nın varlığı da artık kendi içinde de sempatizanlarının gözünde de sorgulanmaya / irdelenmeye başladı. Bunun önüne geçmek için PKK şiddeti artırarak, diğer sivil Kürt örgütlerinin önünü kesmeyi amaçladı. Nitekim, muhalif örgütlerle birlikte olan eski üyelerini bile bu aşamada öldürmekten çekinmedi.

Yine demokratikleşme süreci ile birlikte PKK Avrupa da daha önceden yıllar içerisinde kazandığı sempatisini de kaybetmeye başladı. Özellikle muhalif Kürt örgütlerine yönelik PKK’nın eylemleri ile Avrupalılar PKK’nın amacının Kürt hakları olmadığını net bir şekilde anlamaya / görmeye başlamış oldular. Nitekim AB yetkililerinin değerlendirmeleri ne göre; “PKK, Brüksel mantığına aykırı” bir yapıdır şeklinde düşünmekteydiler.

PKK da bu süreç içerisinde AB’ye bakış açısını yeniden değerlendirdi ve önceki dönemlerin aksine, AB’nin PKK için artık bir umut kapısı olmaktan çıktığını anladı. Nitekim PKK’nın liderlerinden Murat Karayılan 6 Haziran günü yaptığı açıklamada AB’yi şu cümlelerle değerlendirdi: “Şunu bilmemiz gerekir ki, AB çok statükocu bir zihniyete sahiptir. AB’ye göre önderlik ve PKK, aşılması gereken olgulardır. Bunu daha önceden böyle belirlemişler. Ama son iki yılda yürütülen mücadele, özellikle 2006 yılında yürütülen mücadele ile ortaya koyuldu ki, Kürt halkı tümüyle Başkan Apo ve PKK ile bir bütündür. Buna rağmen Kreshmer kalkıp “Kürtler Apo ve PKK’dan uzak durmalıdır” açıklamasında bulunuyor. Bu gerçek dışı bir yaklaşımdır. Kürt halkının gerçeğiyle ilgisi olmayan bir açıklamadır. Kürt halkına diyor ki ‘kendinden uzak dur’ Çünkü Kürt halkının tercihi bellidir. AB’nin bu tür açıklamalar yapmalarını ciddiye almıyoruz. Bunlar çok gecikmiş, gelişmeleri takip etmeyen, güncele uymayan açıklamalardır … Bir toplumun kendi liderliğini, kendi örgütünü tercih etme hakkı vardır. Bunu tanımamak kendini bu halkın iradesi yerine koyarak açıklamalar da bulunmak diktatörlüktür.”

AB’nin Kürt sorununa doğrudan müdahalesinden umudunu kesen PKK, ayrıca 11 Eylül sonrası uluslararası ortamın da terör örgütleri aleyhine dönmesi ile birlikte, kendi seçeneklerinin iyice azaldığının da farkına vardı. PKK’nın, AB ve uluslararası kamuoyundan Kürt sorununa doğrudan kendi çıkarlarına uygun müdahale edilmesi beklentisinin bitmesinden sonra, yeniden silahlı eylemlere başvurma ve Türkiye’nin iç politik süreçleri ile AB zamanlamasını karşı karşıya getirmek yolunda çalışmalar yapmaya başladı. Bu arada da Kürt sorununu gündeme taşıyarak ve Türkiye’de PKK’nın Kürtlerin örgütü olduğunu bu nedenle de PKK ile Türk devletinin masaya oturtulmasının gerektiği fikrini göstermek için şiddete başvurmak yolunda tercihini kullandı. Zaten 25 yıldır terör kültürü ile yaşamış lider kadrosunun bir ‘kazanım’ elde etmeden silahları bırakması da doğal düşünülemeyeceğinden, PKK şiddet yolunu yeniden canlandırdı.

Kabul etmek gerekir ki, PKK zaman zaman stratejik hamleleri ile güvenlik bürokrasisinin hatalarını iyi değerlendirip bunu kendi hanesine kar olarak yazmayı başardı. Şemdinli sonrasında gelişen olaylar bu değerlendirmemiz için tipik bir örnek olarak ifade edilebilir. PKK’nın yeniden terörü tırmandırırken çizmiş olduğu strateji eskisinin aksine daha fazla iç politik süreçleri değerlendirmeye yönelik bir stratejidir. Bu stratejinin temel amacı ise PKK’yı devlet ile masaya oturtmayı sağlamaktır.

Burada kilit konumda olan iç politik süreç ise Türkiye’nin AB üyeliği sürecidir. Özellikle Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin kritik / sıkıntılı dönemlere girdiği zamanlarda, PKK terörünün arttığı da kolaylıkla görülmektedir.

2. PKK Eylemleri AB ile Kritik Tarihler Öncesinde Tırmanıyor mu?:

Ek-1 ve Ek-2 de yer alan PKK olayları kronolojisine göre, PKK’nın 2005 yılında Türkiye’nin AB’den müzakere tarihi ile ilgili görüşleri öncesindeki süreçte terörü tırmandırdığı açıkça görülmektedir. Yine 2006 yılı içinde fiili müzakerelerin başlayacağı 12 Haziran tarihi öncesinde de benzer bir terör kampanyasının yürütüldüğü konunun uzmanı olanlarca dikkatlerden kaçmamaktadır.

2005 yılında 3 Ekim günü AB’den müzakere tarihi alınmasından hemen öncesine denk gelen dönemde, PKK’nın eylemlerinde ilginç bir artış söz konusudur. Bilindiği gibi bu tarih öncesinde de normalin dışında sayılabilecek gelişmeler olmuş ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı “Kürt sorununu” vurgulu konuşması sonrasında, PKK 20 Ağustos ile 3 Ekim tarihleri arasında tek yanlı ateşkes ilan etmiştir. Bu tarihler arasında tek yanlı ateşkese rağmen terör eylemleri son bulmamış ancak bir nebze azalma görülmüştür. Kendi ilan ettiği tek taraflı ateşkes dönemin de bile terörü durdurmayan PKK’nın, AB süreci öncesinde Türkiye açısından kritik döneme yaklaşırken de terör eylemlerini tırmandırdığı görülmektedir. Bu noktada, 1 Temmuz 2005 tarihinden başlayarak -ateşkes ilan ettiği 20 Ağustos 3 Ekim tarihleri arası da dahil- PKK’nın terör eylemlerini tırmandırdığı; 3 Ekim tarihi itibarı ile müzakere tarihi alındıktan sonra tek yanlı ateşkese son vermesine rağmen, PKK’nın kayda değer sıklıkta eylem yapmadığı görülmektedir (Bkz. Ek-1).

Bu durum 2006 yılının 12 Haziran’ında başlayan fiili müzakere süreci öncesi için de aynısıyla / fazlasıyla geçerlidir. 2006’nın 12 Haziran’ında Avrupa Birliği ile müzakerelerin fiilen başlayacağı kesinleştikten sonra, yine PKK eylemlerinin tırmanışa geçtiği görülmektedir. Buna göre 2006 yılı Mayıs ve Haziran aylarında Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir güç kaydırımı ile Kuzey Irak sınırında konuşlanmış olsa da, içeride PKK’nın eylemlerindeki trendin yükselişi dikkat çekmektedir.

2006 Yılı Mart ayında 14 teröristin cenazesinde çıkan olayların ardından, Nisan ayının nispeten sakin geçtiği gözlemlenmektedir. Mayıs ayına gelindiğinde ise, PKK’nın saldırılarında da bir artma eğilimi söz konusudur. Bu özellikle de Mayıs’ın sön döneminde daha da dikkat çeken bir artış biçimindedir. Fiili müzakerelerin başladığı tarihten sonraki eylemlere bakıldığında ise PKK’nın daha az saldırıda bulunduğu, daha cok savunmaya çekildiği görünmektedir. 12 Haziran öncesi ve sonrasındaki terör haberleri tıpkı 2005 yılındaki eylemsellik trendınde olduğu gibi bu görüşü yine dogrulamaktadır. (Bkz. Ek-2) Kanımızca, bunun nedeni de AB ile müzakerelerin fiilen başlayacağı tarihe, 12 Haziran’a, yaklaşılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Zaten aşağıda da görüleceği gibi, PKK’nın liderlerinden Duran Kalkan ada yaptığı açıklamalarla bu durumun işaretlerini vermektedir.

PKK’nın terörü tırmandırması ile AB süreci arasındaki stratejisinin mantığı Duran Kalkan’ın şu ifadelerinde açıkça görülmektedir: “Türkiye AB'ye girmeli fakat hangi Türkiye? Kürtleri inkar eden, Kürtlere karşı top yekun savaş yürüten, Kürtleri imha etmek için her türlü baskı ve saldırıyı uygulayan, Önder Apo'yu İmralı işkence hanesinde imha sürecine alan Türkiye elbette AB'ye giremez. Yani buna PKK'nın onay verip vermemesi söz konusu da değildir. Acaba AB normları, ölçüleri, böyle bir Türkiye'yi kendi birliği içine kabul edebilir mi? Biz bunu soruyoruz. Eğer edebilirse buna biz bir şey demeyiz. Fakat biz demokratız, demokrasiyi temsil ediyoruz, demokrasinin öncüsüyüz diyen bir AB eğer bu iddiasında samimiyse ve sahibiyse öyle bir Türkiye'yi içine alamaz. Ancak demokratik Türkiye'yi alabilir. Her bakımdan kendini demokratik dönüşüme uğratmış bir Türkiye AB'ye girebilir. Bu da Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmüş bir Türkiye demektir. Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmeden, Kürt halkının özgür iradesini kabul etmeden, Türkiye'nin demokratik olması mümkün değildir. Dolayısıyla AB'ye de girmesi mümkün değildir. Bu anlamda demokrasinin anahtarı Kürt sorununun demokratik çözümündedir.”

İşte yukarıdaki paragraftaki bu mantık nedeni iledir ki, PKK, AB süreci içerisinde kritik dönemlere yaklaşıldığında terörü artırmakta, Türkiye’yi Kürt sorunu ile AB perspektifi arasında sıkıştırmaya çalışmaktadır.

3. Bu Durumda Türkiye Ne Yaptı? Neler Yapabilir?:

Türkiye’de Terörle mücadele eden kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere, güvenlik AB dengesi bağlamında AB sürecini Sevr korkusu ile yanlış okumaya devam etti ve daha aktif politikalar üretip sürecin sonunda PKK’yı marjinalize etme imkanını elden kaçırdı.

Öte yandan Irak’ta meydana gelen gelişmeler ve 1 Mart Tezkeresi ile ortaya çıkan yeni koşullarda, Türkiye’nin PKK’ya Irak topraklarında müdahale imkanını da elinden almaktadır.

PKK’nın yeni stratejisi gereği, Türkiye ile AB’yi karşı karşıya getirme tuzağına düşme aşamasında olduğu bu günlerde, ilgili kurumların PKK - AB denklemini iyi anlamaları gerekmektedir. Oysa güvenlik kurumları içindeki temel algılama genel olarak Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği’nin 2004 yılında yaptığı açıklamada vurguladığı gibi halen AB sürecinin PKK’nın işine yaradığı şeklinde midir diye sorulmalıdır. Çünkü bu açıklamaya göre: ‘Etkili operasyonlar karşısında bütünlüğünü muhafaza etmekte güç durumda kalan terör örgütü, AB sürecini istismar ederek daha fazla kazanımlar elde etmeye, örgütte görülen çözülmeye engel olmaya ve varlığını hálá sürdürdüğünü kanıtlamaya çalışmaktadır.’ Bu yaklaşım her ne kadar 2004 yılı için yerinde ve doğru bir yaklaşım şeklinde algılansa bile, 2006 Haziran ayı için kanımızca geçerliliğini yitirmiştir. Artık PKK AB’den umudunu kesmiştir. Hatta Pollmark’ın bir siyasi parti için yaptığı ve devletin önemli birimlerinin elinde olduğunu düşündüğümüz son ankete göre DTP taraftarlarının AB’ye desteğinin Türkiye ortalamasının da altına düştüğü hatta en düşük seviyede olduğu görülmektedir. Güvenlik bürokrasisi bu değişimi anlama konusunda geç kalmamalıdır. Aksi halde, özellikle terör eylemleri arttıkça, güvenlik bürokrasisinin bilindik refleksleri ortaya çıkmaya başlayacak ve terör sorunu “reaksiyoner politikalar” çerçevesinde çözülme çalışılmalarına doğru devam edecektir.

Reaksiyoner politika ile burada anlatılmak istenilen, sorun başladığında gösterilen tepkiler ile problemin önünü almayı amaçlayan, geniş ve kuşatıcı vizyonu bulunmayan politikadır. Örneğin PKK’nın saldırılarını durdurduğu 1999-2004 yılları arasında sorunun çözümüne ilişkin proaktif politikaların geliştirilememesi de reaksiyoner yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır.

Ne zaman ki PKK şiddet eylemlerine yeniden başladı, işte o zaman PKK’ya karşı reflektif politikalar yeniden uygulanmaya konularak, sorun eski yöntemler ile yeniden çözülmeye çalışılmaktadır. Bunun en güzel örneği de şu anda meclis gündeminde olan Terörle Mücadele Kanunu'dur. Kanımızca teröre karşı şahin yaklaşımın sorunu çözmediğine, aksine daha da çözülmez hale getirdiği ve geliştirdiği görülmesine karşın, bu şekliyle yeni TMK’nın eklemelerinden ya da Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK)’da yapılacak yeni değişikliklerden medet ummak, ancak reflektif politikalar ile soruna yaklaşıldığının somut bir örneği olarak açıklanabilir. PKK’nın bu yeni süreçteki farklılaştırdığı stratejisi, Türkiye’nin AB süreci ile çatışmaya düşmesi üzerine kuruludur ki, burada Terörle Mücadele Kanunu çıktıktan sonraki uygulamalar ile ilk raund eğer yapılan uygulamalarda ısrar edilmesi şeklinde devam edecek olursa, üzülerek ifade etmeliyiz ki PKK’nın olacak gibi görünmektedir.

Bütün bu çelişkilere karşın, yeni oluşturulan Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü eğer aktif ve kapsamlı biçimde bir yapıya kavuşturulabilirse, terör sorunu bağlamında insiyatif alabilecek / kullanabilecek bir genel müdür atanırsa, kanımızca sorunun çözümü için yeni bir taze başlangıç yapılmış olacaktır.

4. Sonuç: Ne(ler) yapmalıdır?

1. Türkiye’de bürokratik kurumlar arasında var olan hiyerarşik yapı nedeni ile özellikle terörle mücadele konusunda kurumların aktif katkı sunmaları oldukça sınırlıdır. Bu paradoksal yapıdan kurtulmak için yeni kurulan Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü geniş yetki ile donatılmalı, bu kurum diğerlerinden farklı olarak pozitif katkılar sunabilmek için yapılandırılmalıdır. Bu nedenle, bu kuruma insiyatif alabilecek, dünyanın gidişatını iyi okuyabilecek, liyakatli ve terörle mücadele konusunda akademik literatürü ve pratik uygulamaları çok iyi takip edebilen bir genel müdür ve onunla birlikte uyumlu takım çalışması yapabilecek, hukukun üstünlüğüne inanan, hesap verebilirlik, şeffaflık ve idarenin her türlü eyleminin denetlenmesine inanan liyakatli personelden oluşmalıdır.

2. Güvenlik Genel Müdürlüğü’ne genel müdür ve personel atanırken hep yapıldığı gibi, yalnızca “geçmiş tecrübe” algılamasının ötesinde / üzerinde değerlendirmelerin yapılmasında yarar vardır. Bir diğer anlatımla, salt “geçmiş tecrübe” kriteri, terör gibi özellik arz eden bir durumda bazı durumlarda da liyakatsizlik olarak yansıyabilir. Yansıyabilir çünkü, Türkiye’ 25 yıldır terörle mücadele etmesine karşın hala terör sorunu devam etmektedir. Yine terörle mücadele gibi hassas bir konuda, etkin ve yetkin birimlerde görevler yapmış bürokratlar / teknokratlar, AB sürecini bir tehlike olarak okuyabilmiş / okumaya da devam etmişleridir. Bu bağlamda, Türkiye’nin yeni bir yer arayışı girmesine vurgu yaparak, Türkiye’nin Rusya ve İran ile bir blok oluşturmasının önemine / gerekliliğine parmak basan kişiler bile olabilmiştir. Bu nedenle, bu kuruma atanacak personel için liyakat, terörle mücadele için hangi projeyi uygulamaya koyabileceği, gelişen trendleri nasıl okuduğu, geleceği nasıl gördüğü / görebildiği ile değerlendirmeler de göz ardı edilmemelidir.

3. Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’nün görevi yalnızca koordinasyon / eşgüdüm ve sekreterya ile sınırlandırılmamalı; bu kurum, sivil otoritenin ‘düşünce tankı’ şeklinde bir ‘think tank’ olmalı ve başbakana full bilgi verecek etkili bir birim haline getirilmelidir.

4. Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü aracılığı ile sivil otorite terörle mücadele konusunda çekinik kalmayı bırakmalı. Akademik anlamda çalışmalar ve stratejik araştırma merkezlerince de ortak akıl havuzunun oluşturulabildiği bir yapısal lokomotif haline gelinmeli. Uzun vadeli, uygulanabilir, proaktif ve esnek planlar yapılmalı ve başarı ve başarısızlıklar dönemsel olarak gözden geçirilerek uygulamadaki eksik ve yanlışlıklar onarılarak öngörülebilir bir uzun vade planı ile terörle mücadele politikaları uygulamaya konulmalıdır.

5. Sorun iyi tanımlanmalı ve çözümler dünyanın akış yönüne ters olmamalıdır. Türkiye’nin 93 Harbi sonunda imzalanan 1878 Berlin Antlaşması travması ve Sevr korkusu nedeni ile Batıdan gelen yenilikler / süreçler çok tutucu tepkiler ile karşılanmaktadır. Özellikle de güvenlik söz konusu olduğunda, bu tutucu ve statükocu tepkiler daha da belirgin hale gelmektedir. Bu nedenle Batıda çıkıp daha sonra dünyayı etkisi altına alan akımların geç algılanması nedeni ile gelişen süreçler aleyhimize işleyebilmektedir. Bu, günümüzde globalleşme sürecinde kendini göstermektedir. Bu durumun önüne geçilmelidir.

6. Globalleşme sürecinin yukarda belirtilen travma ve korkular nedeni ile aleyhimize geliştirilen bir komplo olduğu noktasına kadar varan bu korku nedeni ile süreç gerçekten de aleyhimize işlemeye başlamaktadır. Başlamaktadır çünkü, sureci tersine çevirebilecek ne gücümüz, ne de pozisyonumuz olmadığından, korkular nedeni ile sürece aktif katılım sağlayıp globalleşme sürecinden yarar da çıkaramazsak, sonuçta zarar eden tarafın biz tarafımızın olabileceği bilinmelidir. Bu korkular terörle mücadele bağlamında geride bırakılmalı; terörle mücadele politikaları globalleşme, liberal ekonomi, sivil politika, sivil toplum ve bölgesel güç olduğumuz gerçeğinden hareketle, gücümüzü ne abartarak ne de kendimizi küçük görerek; poraktif ve globalleşme süreci ile paralel bir politika geliştirilmelidir. Bu politikada Kuzey Irak, İran, Suriye, ABD, AB ve diğer bölgesel dengelere pozitif yaklaşımlar sergilenmeli ve var olan gerçekler kabul edilerek bir çözüm üretmeye gayret edilmelidir.

7. PKK, AB sürecini tersine çevirmeye çalışırken adeta PKK’nın hedeflerine katkı sunarcasına AB karşıtlığı üretip, AB’ye karşı kampanyalar oluşturmak büyük bir yanlışa düşmek olacaktır. Aksine AB sürecine bütün kurumlar aktif katkı sunarak, bu zorluklar dolu sürecin, Türkiye’nin üniter yapısının ve bütünlüğünün sigortası olduğu da artık anlaşılmalıdır. Bu nedenle, AB süreci iyi değerlendirilerek terörle mücadele politikaları AB süreci içinde geliştirilmelidir. AB süreci savsaklanmadan ve güvenlik kaygısı olmaksızın hızla sonuçlandırılmalı ve Türkiye’nin globalleşen dünyada hangi safta duracağı / olacağı kesinlikle belirlenmelidir. Yetkililer, dünyadaki gelişmeleri iyi okuyabilirlerse göreceklerdir ki, AB sürecini tersine çevirmeye çalışmak Türkiye’nin hem dış hem de iç güvenliği için son derece tehlikelidir ve kaoslarla dolu bir çıkmaz sokaktır ki buda Türkiye’yi 3. sınıf ülke liginde kalmaya mahkum edecek bir durumdur.

8. AB ile yapılacak ‘eğitim-kültür’ görüşmeleri sırasında PKK’nın terörü tırmandırarak ‘Kürt dilinde eğitim’ ve ‘Kürt kültürel hakları’ konusuna dikkat çekmek için önümüzdeki dönemde terörü tırmandıracağı, böylece Türkiye ile AB sürecini yeniden karşı karşıya getireceği öngörülmektedir. Bu konuda hem AB ülkeleri açık tavır koyarak terör ile bir yere varılamayacağını belirtmeli,hem de Türkiye de elbette daha da dikkatli ve özenli olmalıdır.

EK-1

* 3 Ekim 2005 AB Müzakere Tarihi Alınması Öncesinde Tırmanan Terör Olayları Listesi:

11 Temmuz 2005 Tunceli Erzincan Karayolunu kesti 1 Askeri kaçırdı

21 Temmuz 2005 Tarihine Van Erciş ilçesinde çatışma çıktı 1 Astsubay şehit 1 er yaralı 2 terörist oldu.

21 Temmuz 2005 Van Başkale’de teröristler 2 çobanı kaçırdı.

22 Temmuz 2005 Hakkari Çukurca da askeri araç mayına çarptı 3 asker yaralandı

26 Temmuz 2005 Tunceli Valisi’nin konvoyuna bombalı tuzak ele geçirildi

28 Temmuz 2005 Bingöl Yayladere belediye başkanı PKK’lılarca kaçırıldı

29 Temmuz 2005 Hakkari’de otomobil patladı iki astsubay şehit oldu.

5 Ağustos 2005 Hakkari Şemdinli ilçesinde patlayan bomba sonucu 5 Asker şehit oldu.

5 Ağustos 2005 Bingöl Genç’te Valinin konvoyuna bombalı saldırı olu yaralı yok

8 Ağustos 2005 İstanbul Zeytinburnu’nda bir apartmanda patlama iki PKK’lı oldu

11 Ağustos 2005 Tunceli Ovacık ilçesinde pusuda 2 güvenlik görevlisi şehit 4 yaralı

13 Ağustos 2005 Mersin’de otomobilde bomba patladı 1 olu 1 yaralı

14 Ağustos 2005 Batman’da 4 PKK’lı 4 kilo patlayıcı ile yakalandı.

15 Ağustos 2005 Mardin’de ATM’de patlama meydana geldi 4 kişi yaralandı

(20 Ağustos 3 Ekim arasında PKK tek yanlı ateşkes ilan ettiyse de PKK kaynaklı terör olayları yine devam etti.)

17 Eylül 2005 de PKK’lı teröristler Van’da polis karakolu taradı 2 polis şehit

22 Eylül 2005 Van’da PKK’lı teröristlerin evine baskın yapıldı 3 terörist öldü 4’ü yaralı yakalandı.

23 Eylül 2005 Siirt Pervari karayolunda mayın patladı 2 Asker şehit oldu 2 yaralı

23 Eylül 2005 Şirnak Beytüşşebap da bir er mayına bastı yaralandı

23 Eylül 2005 Diyarbakır Kulp’ta bomba imhası sırasında meydana gelen patlamada 2 er yaralandı.

4 Ekim 2005 Diyarbakır Hani’de mayın patladı ölen ya da yaralanan olmadı.

9 Ekim 2005 Şirnak yakınlarında bir polis memuru PKK’lılar tarafından kaçırıldı

9 Ekim 2005 Van Muradiye’de koy minibüsü yola döşenen mayına çarptı. 6 yaralı 1ölü.

15 Ekim 2005 Diyarbakır Lice’de çatışma 1 şehit

1 Kasım 2005 Şırnak'ın Uludere ilçesinde çıkan çatışmada: 2 er 1 korucu şehit oldu

15 Kasım 2005 Van'ın Başkale İlçesi'nde terör örgütü PKK tarafından yola döşenen mayının patlaması sonucu 3 asker şehit oldu.

15 Kasım 2005 Van Valiliği'nin araç parkına bomba bırakmak isteyen terör örgütü PKK üyesi iki kişi, Jandarma Komutanlığı ekiplerince suçüstü yakalandı.

27 Kasım 2005 Hatay'ın Dörtyol İlçesi'nde 2 kişi, terör örgütü PKK üyelerince öldürüldü.

EK-2

* 12 Haziran 2006, AB ile Başlayacak Fiili Müzakereler Öncesi Terörün Tırmanış Trendi Listesi:

3 Mayıs 2006 Hakkari’de çocuk servisine bombalı saldırı düzenlendi 21 kişi yaralandı

12 Mayıs 2006, Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde PKK'lı teröristlere yönelik sürdürülen operasyonlarda mayına basan Astsubay şehit oldu.

13 Mayıs 2006 Elazığ-Van seferi yapan yük trenine Elazığ'ın Bayhan bölgesi yakınlarında bombalandı.

13 Mayıs 2006, Şırnak'ın Küpeli Dağı'nda sürdürülen operasyonlarda PKK'lı teröristlerle çatışmaya giren 4 güvenlik görevlisi şehit olurken, 1 terörist öldürüldü.

18 Mayıs 2006, Van'ın Başkale İlçesi'nde askeri arcın geçişi sırasında yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu 2 asker yaralandı

21 Mayıs 2006, Bingöl'ün Ilıcalar beldesinde Jandarma Karakolu'na ait pusu mevzisine PKK'lı teröristlerin yerleştirdiği mayının patlaması sonucu 1 asker yaralandı.

21 Mayıs 2006, Van'ın Başkale ilçesinde de terör örgütü PKK üyelerinin yola döşediği mayının patlaması sonucu 1 er yaralandı.

22 Mayıs, 2006 Diyarbakır'ın Lice ilçesinde, mayının askeri aracın geçişi sırasında patlaması sonucu 1 uzman çavuş şehit oldu, 1 er yaralandı

23 Mayıs 2006 Ağrı Doğubeyazıt’ta BOTAS boru hattına saldırı

29 Mayıs 2006 Diyarbakır Hazro’da çıkan çatışmada 1 başçavuş şehit oldu, 1 jandarma eri ile 3 korucu yaralandı.

30 Mayıs 2006, Şirnak’taki Cudi Dağı'nda PKK'lı teröristlere karşı sürdürülen operasyonda, 2 şehit 2 terörist öldürüldü.

31 Mayıs 2006, Şırnak'ın Uludere ile Beytüşşebap ilçeleri arasındaki Kato Dağı yakınlarında teröristlerle çıkan çatışmada, 2 asker ve 3 köy korucusu şehit oldu, 5 köy korucusu yaralandı.

31 Mayıs 2006, Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı Suveren köyü kırsalında mayın patlaması sonucu 2 er yaralandı.

2 Haziran 2006, Şırnak Güçlükonak'ta teröristlerle çıkan çatışmada 1 asker şehit oldu. Operasyonlarda Şırnak’ın değişik bölgelerinde toplam 4 terörist öldürüldü.

2 Haziran 2006 Bingöl Genç’te PKK'lı 2 terörist öldürüldü

2 Haziran 2006, Şırnak Güçlükonak'ta teröristlerle çıkan çatışmada 1 asker şehit oldu

3 Haziran 2006 Mersin’de bir büfenin önüne konan bomba patladı 15 kişi yaralandı

4 Haziran 2006 Bingöl’de çıkan çatışmada 1 şehit 8 asker yaralı, 3 PKK'lı terörist de öldürüldü

6 Haziran 2006, Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde yaya olarak devriye görevi yapan askeri birliğe, terör örgütü PKK üyelerince ateş açılması sonucu 2 er şehit oldu, 2 er yaralandı.

6 Haziran 2006, Tunceli'nin Pülümür ilçesi girişinde daha önce yola döşendiği belirtilen bir bomba, askeri araç geçtiği sırada uzaktan kumanda ile patlatıldı. Patlamada, 2 asker yaralandı.

6 Haziran 2006, Bingöl’ün Yedisi İlçesi yakınlarında, mayına basan 1 teğmen yaralandı. Bunun üzerine bölgeye intikal eden askeri kuvvetlere, PKK militanlarınca ateş açıldı. Açılan ateşte 1 astsubay ve 1 er yaralandı.

8 Haziran 2006, Batman'ın Kozluk İlçe Kaymakamlık konutuna saldırı düzenlendi saldırıda 4 polis yaralandı

10 Haziran 2006, Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde, güvenlik güçleri ile terör örgütü PKK üyeleri arasında çıkan çatışmada, 2 terörist öldürüldü.

11 Haziran 2006, Tunceli'de, PKK'lı teröristlerin askeri konvoya düzenlediği saldırıda 2 asker şehit oldu, 5'i asker 7 kişi de yaralandı.

14 Haziran 2006, Mersin'in Tarsus İlçesi'nde Hükümet Konağı'na bomba koymak isterken paniğe kapılınca vatandaslar tarafindan yakalandi.

14 Haziran 2006, Tunceli'de 1 terörist ölü ele geçirildi

15 Haziran 2006, Van'ın Bostaniçi beldesinde bir terörist, güvenlik güçlerinin üzerine attığı el bombasının patlaması sonucu öldü.

15 Haziran 2006, Mardin'de güvenlik güçleri ile terör örgütü PKK üyeleri arasında çıkan çatışmada, 1 terörist öldürüldü.

18 Haziran 2006, Muş'ta Kale-Kurt demiryolu istasyonları arasında raylara teröristlerin yerleştirdiği bombanın patlaması sonucu yük treninin 8 vagonu kullanılamaz hale geldi.

18 Haziran 2006, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde terör örgütü PKK üyelerine yönelik düzenlenen operasyonda 3 Teororist Olduruludu

21 Haziran 2006, Bombalı saldırılarda bulunmak üzere İstanbul'a gönderilen terör örgütü PKK üyesi 1'i kadın 2 kişi ile bunlara yardım ve yataklık yaptığı belirtilen 1 kişi, 5 kilo 770 gram plastik patlayıcıyla birlikte yakalandı.

21 Haziran 2006, Diyarbakır'ın Dicle İlçesine bağlı Kurşunlu köyü yakınlarında, cikan çatışmada 1 PKK'lı terörist öldürüldü.

23 Haziran 2006, Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde Irak’tan sızmaya çalışan 1’i kadın 11 PKK’lı terörist çıkan çatışmada öldürüldü.

24 Haziran 2006, Elazığ'ın Maden İlçesi'nde özel araçlarıyla geziden dönen iki astsubayın otomobili, PKK'lı teröristlerin önceden yola döşedikleri mayını uzaktan kumandayla patlatması sonucu devrildi. Patlamada astsubaylar yaralandı.

26 Haziran 2006, Hatay'ın Erzin ilçesinde, teröristlerin yolcu minibüsüne silahla ateş açtıkları, camların kırılması sonucu 2 kişi hafif yaralandı


Upsam (Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi)

Tüm hakları Saklıdır