|
|
 |
|
|
|
DANIŞTAY OLAYININ YANSIMALARI VE TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ
SUNUŞ
3 Kasım 2002 yılında yapılan genel seçimlerin ardından AKP tek başına iktidar olmuş muhalefet görevini ise CHP yine tek başına üstlenmişti. Tek başına iktidar olmanın verdiği siyasi atmosfer özellikle para piyasalarında olumlu gelişmelere neden olmuştu. Ancak bu olumlu hava siyasi ve sosyal hayata yansıtılamadı.
Cumhurbaşkanı - AKP hükümeti - Meclis arasındaki gerginlikler, bürokrat atamalarında kamuoyu hassasiyetine dikkat edilmemesi, türban tartışmaları, ...vs ile devam eden gerginlik süreci ve Şemdinli olayları, Danıştay Saldırısıyla zirveye ulaşan kaos ortamı.
Şüphesiz Türkiye'nin içinde bulunduğu durum ne olursa olsun uluslararası ilişkilerine de yansımaktadır. Türkiye'nin istikrar ya da istikrarsızlığı bölge devletleri ve uluslararası aktörlerle olan ilişkilerimizi etkileyecektir.
Yayınladığımız, “Danıştay Olayına Karşı Savunma Ve Saldırı Stratejileri” Policy Watch 1 ile kamuoyunu muhtemel dezenformasyonlara karşı uyarmak istemiştik. Yeni yayınladığımız Policy Watch 2 ile de yaşadığımız bu olayların uluslararası yansımalarına dikkat çekmek istedik. “Danıştay Olayının Yansımaları ve Türk - Amerikan İlişkileri” konulu Policy Watch (Politik Gözlem ve Bilgi Notları), yakın geleceğimiz ile ilgili önemli açılımlar vereceği kanaatindeyiz.
Türkiye sınırlarını aşan bir güç potansiyeline sahip. Yaşadığı ya da yaşayacağı olayları da bu açıdan değerlendirmek gerekir. Türkiye'nin, kendi sınırları içerisinde yaşadığı olayların yurt dışı sebebi ya da sonuçları olacaktır.
Danıştay olayıda Türkiye için bazı kırılmaların yaşanacağı sembolik bir özellik kazanmakta. Özellikle hükümet ve devletin ilgili kurumları isabetli analiz ve müdahale yapabilirlerse Türkiye bu hain saldırıdan daha da güçlenerek çıkacaktır.
Şemdinli olaylarından bu yana devam eden bazı olumsuz tavırların devam ettiği kanaatindeyiz. Kamuoyuna yansıyan bilgiler ve haberlerde bu endişemizi haklı çıkarmakta. Şemdinli ve Danıştay olaylarına yaklaşım tarzı devletin kurumlarının ahenkli bir çalışma tarzı yerine çatışma havasının hakim olduğu izlenimi vermekte. Bu süreç devam ettiği takdirde en büyük zararı başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı olmak üzere yine devletin kurumları görecektir.
| Faruk Can |
| UPSAM Genel Sekreteri |
Danıştay Olayının Yansımaları ve Türk - Amerikan İlişkileri
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye önümüzdeki aylarda bir ziyaret planladığı bilinmektedir. Başbakan’ın yapacağı ziyaret öncesinde 17 Mayıs 2006 günü Danıştay’a yapılan silahlı saldırı olayının ABD'de ki yansımaları Türk - Amerikan İlişkileri açısından ayrı bir önem kazandı. Danıştay olayının ABD’de ki yansımaları Erdoğan hükumeti ile Bush yönetiminin ilişkilerini de yakından ilgilendirmekte. Bu nedenle Danıştay olayının ABD’de ki algılanışının iyi anlaşılmasının taraflara yarar sağyalacağı kanısındayız.
ABD’de medyası olayla çok ilgilenmedi.
Danıştayda meydana gelen silahlı saldırı olayı için, olayın ilk iki gününde Türk medyasında yer alan İslami tonlamanın da etkisi ile, ABD medyasında da İslami terör teşhisinin konulduğu görüldü. Örneğin muhafazakar Fox tv, Türk televizyonu NTV’ye dayandırarak verdiği haberde, olayın Danıştayın daha önce verdiği başörtüsü kararı ile ilgili olduğunu, saldırganın İslami kimliğini ön plana çıkararak verdi. Saldırganın saldırı sırasında “Allahu Ekber” diye bağırdığını iddia eden Fox TV, Danıştay hakimlerinden Tansel Çölaşan’a atıfta bulunarak saldırganın “Ben Allahın Askeriyim” dediğini duyurdu. USA Today gazetesi ise Fox TV’ye benzer şekilde olayin türban ile ilgili olduğuna vurgu yaparak olayın İslamcılar tarafindan yapılmış olduğunu ima etti. Gazete, Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da başörtüsü taktığına vurgu yaparak, AKP hükümetinin başörtüsünü devlet dairelerinde ve üniverstilerde serbest bırakmak isteğinin olduğunu belirtti. Benzer içerikli haberleri Washington Post’ta da görmek mümkün. New York Times yine benzer içerikli haberler verirken, diğerlerinden farklı olarak saldırıyı gerçekleştiren Avukat Alpaslan Aslan’in ulusalcı/milliyetçi olduğunu soylediğine ve saldırıyı tek başına işlediğini iddia ettiğine de yer verdi.
Takip eden günlerde, Danıştay saldırısı ile ilgili yeni bağlantıların ortaya çıkması ile birlikte olayın şekli de değişti. Ancak bunların hemen hiç biri ABD medyasında yer bulmadı. Takip eden haftalarda Newsweek’in uluslararası baskısında, tirajının yarısından fazlası Amerika’da dağıtılan İngiliz gazetesi Economist’te ve en son olarak da New York Times’da olayla baglantılı olarak Türkiye’nin içine düştüğü durumu analiz eden haber ve yorumlar yer aldı.
Newsweek, analizinde Daniştay olayının Erdoğan hükümetinin sonunun baslangıcı olabileceğinin altını çizerek, yükselen laiklik kaygısına vurgu yaparken olaydan bir hafta sonra bile olayın laiklik karşıtları tarafindan yapıldığını ima etti. Erdoğan hükümetinin kurumlardan gelen muhalefete ek olarak laikliğe duyarli yurttaşların da protestosuna uğradıgına dikkat çeken dergi, ekonomide baş gösteren başarısızlıklar ve diğer olumsuzluklar nedeni ile Erdoğan’in Çankaya Köşküne kaçabileceğine vurgu yaptı. Bu arada tansiyonun yükselebileceğine dikkat çekiyordu.
Economist’in analizinde ise olayın bir ulusalcı komlo olabilceği belirtildikten sonra bu bir komplo olsa bile Erdoğan bir çok Türkün neden hükümeti suçladiği sorusunu kendisine sormalı değerlendirmesinde bulunmakta. Türkiyenin en zayıf noktasının Erdoğan hükümetine karşı güçlü bir muhalefetin olmayışını gösteren gazete, komplonun kendisinden çok göstergelerin daha da kaygı verici olduğunu; sözkonusu sadece komplo olsa bunun çözülünce işin biteceğini; ancak bundan sonra da başka olayların da yaşanablieceğine vurgu yapmakta.
New York Times’ın baş makalesi Türkiye'nin sürüklenmekte olduğu tehlikeyi göstermesi bakımından oldukça ilginçti. Gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "daha fazla demokrasi" görüşünü yeniden güçlü bir biçimde dile getirmesini istedi. "Türkiye'nin şiddet sapağına sapışı" şeklinde çevrilebilecek başlıkla yayımlanan yazıda, Danıştay’a yapılan silahlı saldırının yankılarını değerlendirdi. Gazete, saldırının arkasındaki neden belli değil ve bu zamanla ortaya çıkacak ancak şimdi herkesin sordugu soru şu: Eski kötü günler yeniden mi geliyor sorusu ile Türkiye'de darbe tartışmalarına vurgu yaptı. "Türkiye'nin daha az demokratik hale gelmesi, dünyanın işine gelmez" denilen yazıda Türkiye'de kutuplaşmalara yol açan sorunları çözmenin en iyi yolunun, daha fazla demokrasi olduğu vurgulandı. Yazıda ayrıca, Türkiye’de darbe olasılığının ortadan kalkması için, "Washington, askerlerin siyasete burunlarını sokmasına sıfır tolerans gösterileceği mesajını iletmek için Türk generalleriyle olan bağlarını kullanarak, Türk demokrasisinin ilerlemesine yardımcı olabilir" talebi ileri sürülmektedir.
Adı geçen yayın organlarını hariç tutarsak ABD medyasının danıştay olayını görmezden gelmesi çok da bir şey değiştirmiyor. Çünkü, Türkiye'yi yakından takip eden Amerikalı resmi ve sivil uzmanlar, bunlara ABD’nin Türkiye politikasına yön verenler de dahil, olayı Türk basınından takip ettiler ve ilk günlerdeki İslamcı terör teşhisinin yanlış olduğunu, olayın daha karanlik ve farklı yönlerinin olduğunu ifade etmeye başladılar. Bu nedenle Danıştay olayında ABD’nin gördüğü son tablo ilk günkü tablodan çok farklı. Son noktada ABD’li uzmanlar Danıştay olayının İslamcı kaygı ile yapılmadığını, bunun daha çok AKP karşıtı gruplar tarafından yapılmış olabileceğini düşünmekte.
Bundan Sonra Ne olacak?
Bu noktada ABD’li uzmanların cevabını aradıkları soru şu: Bundan sonra ne olacak? Bu soru kuşkusuz, Türk demokrasisine ne olacak? Erken seçim olacak mı? Cumhurbaşkanı kim olacak? Hükümet yükselen tansiyonu iyi yönetebilecek mi? Bunların ABD’nin bölge politikalarına yansıması nasıl olacak? şeklinde geniş bir alanı kapsamakta.
Hükümetin olayın üstüne gidip gidemeyeceği, buna karşi Askerin tutumunun ne olacağı, yükselen tansiyonun Türkiye’de istikrarı nasıl etkileyeceği, ABD’li uzmanların kaygı ile izledikleri konuların başında gelmekte. Hükümetin laik çevreler ile arasındaki mesafenin giderek daha da açılmaya başlaması ve bu çevrlerin itirazları ile yükselen tansiyonun nasıl bir sonuç getireceği de merak edilenler arasında. ABD’den Türkiye’yi takip eden uzmanlar, Danıştay’a saldırı olayında emekli ya da aktif görevde bazı devlet görevlilerinin de olaya karışmış olabileceğinden kuşku duymakta, demokrasinin sarsıntıya uğrayıp uğramayacağı konusunda bazı soru işaretleri taşıdıklarını gizlememekteler.
Bu bağlamda, ulusalcı muhalefetin gücü ve tonlamasındaki AB ve ABD karşıtı söylemin toplum tabanındaki etkisi ile devlet birimleri içindeki etkisi de merak konusu. Önceleri marjinal bir grup olarak görülen bu oluşumun gittikçe artan öneminin son Danıştay olayı ile gündeme geliş şekili, bütün gözleri bu gruplara yöneltti denilebilir. Hükümetin bu grupları nasıl tolare edebileceği de merak edilen konular aradında. Ulusalcı muhalefeti, Danıştay olayından sonra kriminalize mi olacağı yoksa iç ve dış gelişmelerin de etkisi ile daha da güçlenip Türkiye’de istikrarı tehdit mi edeceği konusunda kaygılar hakim.
ABD Tükiye’de İstikrar İstiyor ve Komplo Teorilerilerinden Rahatsız Oluyor.
Öte yandan, bu uzmanlar olayın sonucunda ortaya atılan komplo teoriler bağlamında ABD’nin İran poltikaları konusunda Türkiye’yi ikna etmek için ülkeyi karıştırdığı iddialarından da oldukça rahatsızlar. ABD'li uzmanlar “ABD’nin Türkiye’de görmek istediği tek şey istikrardır. Bu ABD’nin Türkiye’deki en büyük çıkarıdır. İstikarın bozulmasını ABD kesinlikle istememektedir” görüşünün altını çiziyorlar. Aynı uzmanlar, ABD’nin AKP iktidarına karşı Askeri ilişkileri geliştirdiği iddiasını da kesinlikle red ederek “ABD’nin Türkiye de demokrasinin zarar görmesini kesinlikle ama kesinlikle istemediğine” vurgu yapıyorlar. ABD ve Türk askeri arasında soğuk savaştan sonra gevşeyen ilşikilerin yeniden geliştirilmeye çalışılmasının doğal olduğunu, bunun bölgedeki yeni stratejik dengelerden kaynaklandığını, bunun ötesinde ABD’nin bir takım siyasi amaçlarla askere yakınlaşmasının söz konusu olmadığına da vurgu yapıyorlar.
ABD’nin AKP hükümetinin ‘şu an için’ halen alternatifsiz olduğunun bilincinde olduğuna vurgu yapılmakta. Alternatif yaratma çabaları bağlamında, olası bir “Askeri müdahalenin ne ABD Dışişleri Bakanlığı ne de Pentagon tarafindan kesinlikle istenmediğınin” altını çizen uzmanlar, “özellikle belirtmek isterim ki; ABD her ne olursa olsun bundan sonra Türkiye’de demokrasinin alternatifi olarak askeri müdahaleyi görmemekte. Bu söylentinin önünün alınması gerekiyor. ABD belki kendi çıkarları gereği demokrasinin olmadığı üçüncü dünya ülkelerinde seçimle gelmiş bir iktidara askeri müdahaleyi tolere edebilir, ancak bu, Türkiye için kesinlikle söz konusu olamaz” görüşünü dile getirdi. Buna Pentagon’da yuvalandığı iddia edilen bazi gruplar da dahil mi sorumuza: “Bu herkes için geçerli bir durum” yanıtını verdiler.
Öneriler:
Türk Amerikan ilişkilerinde Mart tezkeresinden sonra başlayan soğukluğun geride kalmaya başladığı şu günlerde, Türkiye’deki istikrarı tehlikeye düşüren gelişmeler Washington’da yakından izlenmekte. AKP hükümeti ile ABD arasındaki ilişkiler Mart tezkeresinden bu yana şartlı bir ilişkidir. Yani AKP’nin alternatifsiz olması nedeni ile ABD - Erdoğan hükümeti ile ilişkilerini sürdürme eğilimindedir. Bu bakımdan, Danıştay olayı ile güçlü konumu sarsılan AKP hükümetinin, Başbakan’ın ABD ziyaretinden önce ülkedeki sarsılan dengeleri yeniden yerine oturtması, hükümetin ABD ile olan ilişkiler açısından önem taşımaktadır. Bir başka deyişle, şiddet olaylarının tırmanması ve olası bir istikrarsızlık nedeni ile yeniden iktidara geleceğinden emin olunmayan AK Parti hükümeti lideri ile, yeniden iktidara geleceğine kesin gözü ile bakılan, ülke yönetiminde sarsıntıların üstesinden gelmiş bir AKP hükümeti liderinin Washingtond’da ağırlanması farklı olacaktır.
Erdoğan Beyaz Saray’a güçlü bir hükümet lideri olarak çıkmak istiyorsa, öncelikle ülkedeki politik istikrarı yeniden sağlamalıdır. Bunun İçin:
- Danıştay olayının üstüne gitmelidir. Benzer diğer olaylarda olduğu gibi olayın altında kalmamalı sonu nereye giderse gitsin çekingen davranmamalıdır.
- Ülkede gerilim yaratan konulara hassasiyet göstererek uzlaşmacı politikalarına yeniden dönerek, ülkedeki belirsizlik kaygılarını gidermelidir.
- Bu ay içinde başlanacak AB görüşmelerini fırsat bilerek hükümetinin ilk dönemindeki gibi aktif bir AB poltikası uygulamalıdır.
- Kürt sorununun yaşanan olumsuz gelişmelere daha fazla olumsuz etki yapabileceği düşünüldüğünde, istikrarın bozulmaması için terör konusunda yönetimi Başbakanlık Güvenlik Genel Müdürlüğü aracılığı ile bizzat kendi eline almalıdır.
- Ulusalcı örgütlerin Kürt sorunu nedeni ile bazı provakasyonlar yapabileceği göz önünde bulundurularak olası provakasyonlara izin verilmemeli ve bu yapılanmaların illegaliteye kayma olasılıkları düşünülerek bu örgütler demokratik sınırlar içinde kontrol altında tutulmalıdır.
- İç politik nedenlerle yükselen milliyetçiliği politik söylemlerle beslemenin Turkiye’nin batı vizyonuna ve demokrasisine zarar vermeye başladığı artık görülmeli, buna pirim verilmemelidir.
- Irak ve Afganistan’daki olumsuz gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin İran’a yönelik olası askeri müdahalesinin bölgeyi daha da istikrarsızlığa götüreceği belirtilmeli ancak ABD ile köprülerin atılması anlamına gelebilecek ikinci bir tezkere krizine izin verilmemelidir.
- PKK sorunu konusunda ABD’nin Irak topraklarını örgüt kampı olarak kullandırılmaması gerektiği güçlü şekilde vurgulanarak bu konunun çözümü bir takvime bağlanmalıdır. Yoksa Türk ordusunun Kuzey Irak’a operasyon olasılığı yeniden değerlendirilmelidir.
- ABD ile Rusya arasindaki enerji anlaşmazlığının Türkiye’ye yansımaları iyi değerlendirilmeli, buna ek olarak İran’a karşı uygulanma olasılığı bulunan ekonomik yaptırımların da Türkiye’nin İran’dan aldığı doğal gazı olumsuz etkileyeceği için taraflar arasında aktif enerji diplomasisi çalışmaları başlatılmalıdır.
- Türkiye’de yükselen milliyetçiliğin/ulusalcılığın Türkiye’nin batı vizyonuna ve ABD ile ortaklığına zarar vereceği iyi değerlendirilmeli bunu önünün alınması için ABD’nin güçlü bir KKTC desteği talep edilmelidir.
|
|
|