|
|
 |
|
|
|
SUNUŞ
Çağımız "Bilgi Çağı" diğer bir ifadeyle "Enformasyon Çağı". Ancak gelinen noktada enformasyondan daha çok dezenformasyonla karşı karşıyayız. Ve son olarak yaşadığımız Danıştay Saldırısıyla ilgili olarak dezenformasyon kaosunu daha net görebilmekteyiz.
Danıştay saldırısıyla ilgili olarak herkesin tek bir birleşme noktası olmalıydı. Türkiye Cumhuriyetinin bir kurumu ve Cumhuriyeti korumakla görevli olan bir kurumu saldırıya uğramıştır. Ne yazıktır ki bütün Türkiye bu terör saldırısı karşısında kenetleneceğine toplumsal ayrışmalara sebebiyet vermeye başladı. Hatta bazı kesimler daha da ileri giderek devletin kurumlarını hedef haline getirmek istediler.
Danıştay saldırısı sonrası devam eden soruşturma sürecinde ortaya çıkan tablo AKP hükümetini rahatlatmış olabilir. Hain saldırının ilk gününde yer alan İslamcı tablo yerini derin devlet, susurluk, çete atmosferine bıraktı. Danıştay saldırısının arkasında kim olursa olsun bu AKP hükümetini suçlu ya da masum yapmıyor. Hükümetin en büyük hatası bu süreçte hassas davranamaması. Şemdinli olayının meydana gelmesiyle birlikte adeta kaosun ayak sesleri duyulmaya başlandı. Ancak hükumet bu tabloyu okuyamadı. Şimdi de amatör görünümlü ancak profesyonelce hazırlanmış Danıştay Saldırısı için aynı tutum geçerli.
Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (UPSAM) olarak gündemle ilgili stratejik öngörülerde bulunarak kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz. Araştırma kurumlarımız, yurt dışı temsilcilerimiz, akademisyenlerimiz ve araştırmacılarımız tarafından hazırlayacağımız Policy Watch (Politik Gözlem ve Bilgi Notları) ya da raporlar ile stratejilerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
"Danıştay Olayına Karşı Savunma Ve Saldırı Stratejileri" adıyla yayınladığımız Policy Watch ile kamuoyunu muhtemel dezenformasyonlara karşı uyarmak istedik. Yanıltıcı ve yönlendirici bilgilerle Danıştay saldırısını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek isteyen kesimler var. Bütün bu oluşumlara karşı laik,demokratik, sosyal ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini seven ve sahip çıkan insanlar ortak bir cephe oluşturmalıdır.
| Mahmut YALIN |
Faruk CAN |
| BAŞKAN |
GENEL SEKRETER |
Danıştay Olayına Karşı Savunma Ve Saldırı Stratejileri
Giriş
Danıştay'da meydana gelen elim olayın arkasından, yazılı ve görsel medyada "ulusalcı" güçlerin kamuoyundaki itibarini korumak ve "uygunsuz yakalanmışlık" durumundan kurtulmak için birbiri ile ilişkili üç aşamalı bir savunma stratejisini devreye sokma gayreti içinde olacaklardır. Komplo teorisi de denilebilecek bu stratejinin önümüzdeki günlerde kamuoyunda tartışılmaya başlandığı görülecektir.
Bu aşamalardan birincisi; "bu isi yabancı servisler" yaptı iddiasıdır. Daha sonraki aşamada "polisi biliyorsunuz" savı ileri sürülecektir. Üçüncü aşama ise daha da ilginç olacaktır. Tartışmanın merkezine Türk Silahlı Kuvvetleri de çekilmek istenecektir. Her üç aşama da küçük küçük de olsa bazı gazete köşelerinden yada görsel tv programlarından uç vermeye başladı denilebilir.
Ancak, "ulusalcı" denilen yapının içinde halen aktif görevde veya emekli psikolojik harekat uzmanlarının varlığı da göz önünde bulundurulursa, savunma stratejisinin dağınık bir kakofoni sekilinde piyasaya sürülmesinin de anlamsız olduğunu söylemek bir kehanet olmayacaktır. Bu bakımdan, kanımızca savunma stratejisi, organize bir şekilde ve planlı bir biçimde geliştirilecektir. Zaten, yukarıda sözünü ettiğimiz her üç argümanın da, ara ara ve azar azar değişik köşelerde ve haberlerde yer alması da bu stratejinin planlı olduğunu, tartışmanın ulusalcı cephe için negatif şekilde ve yoğun olarak yaşandığı günlerde, yurttaşların kafasında çengel sorularla kuşku oluşturulmaya çalışıldığı görülmektedir.
Bu üç aşamalı planın nasıl ve hangi sıra ile savunma stratejine dönüşeceğini analiz edecek olursak:
Bu İş Yabancı Servislerin İşi (mi)?
İlk aşamada; bu iş yabancı servislerin işi tartışması ortaya koyulacaktır. Bu tartışmanın altından verilmeye çalışılan mesaj ise; "bu işin ABD ve İsrail istihbarat servislerinin işi olduğu / olabileceği" argümanıdır. Türkiye'deki anti Amerikan dalganın yoğun denecek şekilde insanların akıllarını karıştırdığı bir ortamda, bu söylemin kabul görebilecek bir argüman olduğunu belirtmekte yarar vardır. Özellikle Irak'taki ABD'nin tutumu, PKK'ya karşı görmezden gelme stratejisi ve İran'a düzenlenmesi muhtemel bir operasyon planları gereği, ABD Türkiye'yi yanında görmek istemektedir.
Ancak, bu planı ileri sürenlerin öne çıkardığı argümana göre; AKP hükümeti, tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi ABD'ye karşı, Irak ve PKK olayını da göz önünde bulundurarak, İran için destek vermeyeceği için; ABD, AKP hükümetini "hizaya getirmenin" yollarını devreye sokmuştur ve bu yollardan en etkilisi de ülke içinde kargaşa yaratmaktır. Bu da zaten Şemdinli olayından beri süregelen eylemlerde de açık seçik görülmektedir.
Bu argümanın devam eden kısmı ise, şu şekilde inşa edilecektir. AKP hükümeti özellikle son dönemde gelişen olayların arkasında ki gücün ABD olduğunu anladı ve ABD ile her konuda anlaştı. Ancak, bu anlaşma, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesine dayalı bölge planlarını yürütebilmesi için gerekli ve fakat yeterli değil. Yeterli değil çünkü; Türkiye içinde emperyalist yayılmacılığa karşı duran kurumlar ve oluşumlar bu plana, özellikle de Büyük Ortadoğu Planına karşı çıkmaktadır. Bu nedenle de, bu kurumların ve oluşumların yıpratılması, etkisizleştirilmesi ve bu kurumların ABD'nin planlarına engel olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu bağlamda, özellikle AB bahanesinin kullanılarak ordunun gücünün kırılmaya çalışılması, polisin ve MİT'in yaptığı son operasyonlarla da emperyalist planlara karşı örgütlenen "Yeniden Kuvay-i Milliye" grubunu etkisizleştirilmeye çalışılması da bu planın bir parçasıdır. Sonuç olarak, Danıştay'da meydana gelen olay, yukarıdaki gerekçelerden dolayı dış mihraklarca düzenlemiş ve doğrudan emperyalist güçlere karşı birlik oluşturan ulusalcı oluşuma karşı yapılmıştır.
Birinci aşamayı oluşturan bu savunma argümanı / söylemi, çeşitli ulusalcı yayın organlarından şimdiden başlatılmıştır.
"Polisi ve Sivilleşen MİT'i Biliyorsunuz" İddiası
Psikolojik savunmanın ikinci aşamasında, polisin güvenilirliği tartışmaya açılacaktır. Bu tartışmanın çerçevesini; polisin farklı çevrelerle ilişkisinin olduğu ve hükümetin kuklası olduğu argümanı oluşturmaktadır. Bu argümanlar ileri sürülerek, polisin, dolayısıyla de operasyonun kredibilitesi sarsılmaya çalışılacaktır. Özellikle siyasi otoritenin, polisin üstündeki etkisinin de öne çıkarılacağı bu tartışmada polisin ele geçirdiği delillerin, savcının sorgulamanın her aşamasında bulunmasının, hatta MİT'in bizzat aktif rol alması bile görmezden gelinmektedir / gelinecektir.
Burada önemli olan, polisin yaptığı operasyonun kredibilitesinin azaltılmasıdır. Bu operasyonların bazı grupların cemaatin komplosu olduğu yönünde ileri sürülecek çeşitli ifadeler "uzman" görüşleri ile de desteklenerek yeterince dozda kamuoyu ile paylaşılacaktır. Bu bağlamda, olayla ilgili olarak kendiliğinden teslim olan sanıkların, polise ya da savcılıklara değil de doğrudan jandarma birimlerine teslim olması da düşündürücüdür.
TSK'yı Yıpratma Çabası
Hem savunma hem de saldırı stratejilerinin ortak hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri olacaktır.
Savunma stratejisinin altın vuruş aşamasını "son zamanlarda meydana gelen olayların hepsi TSK'nin yıpratılmasına yönelik operasyonlardır. İçerideki İslamcı ve Kürtçü destekçileri ile bu operasyonlar bizzat dış güçler tarafından planlanmakta ve içerideki taşeronları tarafından da devreye sokulmaktadır" argümanı ileri sürülecektir / sürülmektedir. Bu argümana göre, TSK'nin özellikle laiklik konusundaki tutumu, dinci çevreleri, Kuzey Irak'taki gelişmeler ve İran karşısındaki tutumu dış güçleri, -ki bunlar ABD, İsrail ve Kürtlerdir-, Kıbrıs karşısındaki tutumu da AB'nin hoşuna gitmemektedir. Bu nedenle de "Türkiye'nin bağımsızlığının son kalesi olan ordu yıpratılarak, emperyalist emellerin önünün açılması, hatta güneydoğuda bir federasyona gidilmesi, PKK' ile masaya oturulması, Türkiye'nin Büyük Ortadoğu Planına bir model olarak yeniden dizayn edilmesinin" önü açılacaktır.
Sonuç: Ne Yapılmalı?
- Olayın tarafları; yargı, hükümet, polis, asker vs, bu konuda olayın aydınlatılması için sonuna kadar gidileceğini olabilecek en açık şekilde deklare etmeli. Şemdinli ve Sauna olaylarında yapıldığı gibi hükümetin zaafından kaynaklanan olayın üstü örtülmemelidir.
- Olayda elde edilen deliller, sanık ifadeleri, komplo oluşumunun şeması, bütün netliği ve şeffaflığı ile yerli ve AB'li kamuoyu ile paylaşılarak, olası bilgi zehirlenmesi ve dezenformasyon propagandası çalışmaları ile kamuoyunun kafasını karıştırmaya yönelik, yukarıda sayılan ve benzeri, psikolojik savaş hamlelerinin onu kesilmelidir.
- Olayın amacı açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalı, buna karşı varsa hükümetin, sivil insiyatif ve STK'larında içinde olduğu bir planı devreye sokulmalıdır.
- Bundan sonra da benzeri eylemlerin yapılabileceği düşünülerek gerekli güvenlik önlemleri alınmalı, her eylemin, ucu nereye varırsa varsın, üstüne kararlı ve korkusuzca gidilmelidir.
- Sauna operasyonu, Şemdinli bombalaması, Bursa çetesi ve Danıştay olayında elde edilen deliller, faili meçhullerin uzmanları tarafından topluca, bir bütün halinde düşünülerek, Ecevit'e İzmir de yapılan suikast, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Susurluk, Akın Birdal eylemleri yeniden değerlendirilmeli, hem oluşumun şeması, hem de amacı ortaya çıkarılmalıdır.
- Çeşitli şekillerde ortaya atılan demokrasinin kesintiye uğrayacağı imaları, ordunun en üst düzey subayları tarafından en acık ve seçik bir biçimde yalanlanılmalı / reddedilmeli ve ülkede kaos yaratan bu ve benzeri haber ve yorumların en fazla orduyu yıprattığı göz önüne getirilerek, böylesi haber ve yorumlar demokrasiye kayıtsız şartsız bağlı kalınacağına vurgu yapılarak yalanlanmalıdır.
- Yazılı ve görsel medyada yapılan değerlendirmelerden yola çıkarak, bu eylemlerin amacının ülkede tansiyonu yükselterek hükümeti erken seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda tavize zorlamak olduğu düşünülebilir. Erken secim ve Cumhurbaşkanlığı konusundaki tartışmalar ve yorumlar yapılırken kesinlikle Türkiye'yi kaosa sürükleyecek ve iç huzurunu bozacak tutumlardan uzak durmalıyız.
- Unutulmamalıdır ki; tansiyonun bilinçli olarak psikolojik harp taktikleri ile yükseltmesi sonrasında halkın önüne getirilen / getirtilen sandık, bundan sonra da benzeri yöntemlerin önünü açacaktır.
|
|
|